7 Eylül 2015 Pazartesi

Johan Theorin | Ölülerin Yankıları

Geçen haftanın sürprizlerinden biri de Ölülerin Yankıları'ydı. Kitabın reklamını daha önce Doğan Kitap'ın sayfasında görmüş ve epeyce meraklanmıştım ama o kadar uzun bir okuma listem vardı ki şimdilik ona bir kitap daha eklemek istememiştim. Derken İthaki Yayınları'ndan çıkan ilk çevirim Kafes'le ilgili bir postun altında Can Yapalak'la denk geldik. Çok sevdiğim bir adamdır Can, çok da iyi bir çevirmendir. Daha önce yine Doğan Kitap'tan çıkan Golem ve Cin de onun çevirisiydi. Muazzamdı. Neyse; sonuç olarak Can'la bir anlaşma yaptık; O bana çevirilerinden birer tane gönderiyor, ben de ona. İşte, o anlaşmanın ilk ayağı geçen hafta gelen Ölülerin Yankıları ve Benim Olana Dek idi. Meğer reklamını görüp de merakımı cezbetmiş olan kitap Can'ın çevirisiymiş.

Dolayısıyla okunmayı bekleyen onlarca kitabımın olmasına rağmen Ölülerin Yankıları'nın üstüne atladım. Harika betimlemelerle ve tertemiz bir dille başladı kitap; tarifler son derece güçlüydü. 50 sayfa oldu, "Herhalde az sonra hızlanır," dedim. 100 sayfa oldu, "Artık hareketli yerlere geliyor olmalıyım," dedim. 150 oldu, "N'oluyor lan?" dedim. Kitap tam olarak 266'ıncı sayfada birkaç sayfalığına hızlanıp tekrar yavaşladı. Azıcık hareket gördüğüm bir diğer yer ise 470 sayfalık kitabın son 20 sayfasıydı. Evet. İskandinav polisiyeleri Amerikan türdeşlerine kıyasla daha sakin olur, daha ağır ilerler. Sanki İskandinavya'nın havası ve suyu cümlelerin kuruluş yapısını bile etkilemiş gibidir. Ama Ölülerin Yankıları hem sakin, hem ağır hem de yavaştı. O kadar akıcı cümlelere rağmen beni gerçekten çok zorladı. Polisiyelerde alıştığımız sürekli pik çizen yapıda değil, daha ziyade düz çizgide ilerleyen bir kurgusu vardı.

Kitap 1930 - 1990 yılları arasında İsveç'in Öland isimli bir kasabasında geçiyor. Tek çocuk annesi Julia, erkek arkadaşını görmek için şehre gitmeden önce üç-beş yaşlarındaki oğlu Jens'i annesiyle babasına emanet ediyor. Ancak büyükannesinin uykuya dalmasını fırsat bile Jens evden ayrılıp düzlüklerde kayboluyor ve tüm aramalara rağmen bulunamıyor. Oğlunun kayboluşunu izleyen yirmi yıl boyunca Julia kendini heder ediyor, hemşirelik mesleğinden sürekli izin alarak sadece Göteborg'daki evinde oturup iciyor. Ancak o sırada Manas'ta bir huzurevinde kalan babasının çağrısıyla Öland'a geri dönüyor. Julia'nın banası Gerlof iki yaşlı arkadaşıyla beraber torununun cinayetini çözmeye çalışıyor çünkü. Ama ölüm kasabada kol geziyor. Ve herkesin aklında tek bir isim var. Nils Kant. Yıllar önce ölmüş olması gereken Nils Kant.

Açıkçası kitabın son yirmi sayfasına gelene dek Goodreads'i açıp iki yıldız vermeyi düşünüyordum ancak son sayfalarda hikayenin aniden viraja girmesiyle iki buçukta karar kıldım. Dolayısıyla kitabı sadece İskandinav edebiyatı sevenlere önereceğim. Hani, eğer Jo Nesbo'ları filan silip süpürdüyseniz Johan Teorin'i de benden daha büyük zevk alarak okuyacağınızdan eminim.

İyi okumalar, 

Not: Çeviri kitaplarda ara sıra karşılaştığım bir durum var. Kitaptaki Hristiyan karakterlerin "Allah" demesini doğru bulmuyorum. God kelimesinin Türkçe'deki karşılığı Tanrı'dır. Yabancı bir karakterin Allah demesi, Batman'in Allah demesiyle eşdeğer benim gözümde. Ölülerin Yankıları'nda da aynı durumla iki defa karşılaştım. Eminim sonraki baskılarda düzeltilecektir.

4 yorum:

  1. "Allah" durumuna bende katılıyorum. Rizzolinin "Allah'a şükür iyiyim" dediğini hatırlıyorum. Sanırım çırak kitabıydı.

    YanıtlaSil
  2. Senin yorumunun üzerine "Allah" kelimesinin nerelerde geçtiğine açıp baktım ben de. Kitabı iki buçuk sene önce çevirdiğim için hakkında pek bir şey hatırlamıyorum zaten. Birinde "Bir Allah'ın kulu yoktu" gibi bir cümlede kullanılmış, Diğeri de "Allah kahretsin". "Allah kahretsin" için haklı olabilirsin. Üçüncü sınıf Amerikan aksiyon filmi dublajı gibi kokmasını göze alarak yalnızca "Kahretsin" denebilirdi belki ama bir "bir Allah'ın kulu yok" bana İslam kültürünü çağrıştırmayan dinler üstü bir deyim gibi gelir hep. Karakteri diğer Allah kullanımları kadar Müslüman yapmıyor. Başka bir çevirimde "Kimseye eyvallahı olmayan biriydi" gibi bir cümle kullandığımı da hatırlıyorum mesela, o da benzer etkide. Çeviride fizik kanunları gibi net çizgiler pek işlemiyor: Bu kadar evrilip çevrilen bir şey olmasa bu kadar zevk de alamazdık. Öyle bir an öyle bir bağlam geliyor ki cümle ya da diyalog o kelimeyi istiyor. Ama seni rahatsız ettiyse yanılıyor da olabilirim tabii. Benim görüşüm :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle! Net çizgilerin işlemediği bir iş yapıyoruz. Benim meramım, Allah kelimesinin Arapça bir özel isim olması. Bu nedenle bence çeviri kitaplarda kullanılmaması gereken bir kelime; özellikle "Allah'ın kulu" ifadesinde zira hem Allah'tan hem kulluktan bahsediyoruz:) Allah kahretsin'den daha fazla din kokuyor bana. Bu iki örnekte seninle tamamen farklı açılardan bakmamız da takdire şayan oldu:)

      Sil

Bunları okudunuz mu?

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...