3 Temmuz 2015 Cuma

Yeni Dünya | Anna Carey

Merhaba,

Burası çok güzel, gelsenize! Size, Yeni Dünya'nın beni yatırdığı ters köşemden sesleniyorum. Çünkü haddinden fazla genç edebiyatı olduğunu düşündüğüm, meramsız bir roman olduğunu sandığım bir kitap beni ancak böylesine şaşırtabilirdi. 

Evet. Kitabın kesinlikle gençlere özgü bir yanı var. Bir kere tıpkı çoğu distopya gibi insanların büyük bir kısmının hastalanıp ölmesiyle başlıyor ve toplumun hayatta kalanlarla yeniden kurulmasına odaklanıyor fakat işin bu kısmı biraz yavan geliyor artık bana. Öte yandan, Onur Kınacı Birler'in çevirisiyle Türkçe'de yayınlanan Yeni Dünya'nın çok daha bel altı vurduğunu söylemeden olmaz. Yer yer duygusal, yer yer kadın/erkek ilişkilerine eleştirel bir bakış açısı sunabilen, yer yer de siyasi dertleri olan bir kitapmış Yeni Dünya. Öyle ki ilk elli sayfasını bir solukta okuduktan sonra kendi çevirime odaklanmam gerektiğinden kitabı bir hafta boyunca elime alamayınca hissettiğim suçluluk ve eksiklik duygusunun haddi hesabı yok. Muhtemelen evrene de benzer bir sinyal gönderdiğimden zort diye kesilip 48 saat boyunca geri gelmeyen elektriğim sayesinde kitabın geri kalanını bir günde okuyup bitirdim. Hatta şöyle ki eğer gün içinde yapacak bir şeyleriniz yoksa sabah kahvesiyle elinize alın Yeni Dünya'yı, akşam beş çayıyla kitabı bitirmiş, göğsünüzün üzerine kapatmış olursunuz. Ve tıpkı benim gibi, "O ikinci kitap buraya gelecek!" nidaları atmaya başlarsınız.

Kitabın dili ve çevirmenin bunu yansıtma şekli çok tatlı. Cümle kurguları hiç zorlanmadan okuyacağınız yalın ve derli toplu cinsten. Son derece temiz bir dil Onur'unki. Akıcı. Öte yandan kitabın redaksiyon ayağında biraz sıkıntılar olmuş. Cümlelerin içine fazladan eklenen ya da cümleden çıkarılmış kelimeler bunlardan bazıları. Cümlenin başının sonunun ayrı oynadığı birkaç örnek de var ama duyduğuma göre ikinci baskıda bunların tümü giderilecekmiş.

Kitabın konusundan da azıcık bahsedeyim mi? İşte. Alışılageldik bir şekilde toplumda bir hastalık baş gösteriyor ve insanlar çatır çatır ölmeye başlıyorlar. Toplumun yeniden yapılanma sürecinde yetim kalan çocuklar ise toplanıp yatılı okullara gönderiliyor. Ana karakterimiz Eve, kız okullarından birinde öğrenci. Hatta onur öğrencisi. Pek zeki, pek başarılı. Sisteme karşı korkunç bir güveni var. Ancak tam da mezuniyet töreni öncesinde kazın ayağının öyle olmadığını öğreniyor. Ve kaçıyor. Hayatı boyunca bildiği, gördüğü, güvende olduğunu sandığı tek yerden çıkıp erkeklerle, çetelerle, askerlerle, hayvanlarla dolu vahşi bir yaşama adım atıyor. Kitap çok da heyecanlı bir yerde bitiyor. Bu nedenle serinin ikinci kitabı olan Kum Şehri'ni de alacaksanız ikisinin siparişini aynı anda verin. Sevgili Onur her çevirisinden bana hediye etmekle yükümlü olduğu ve etmezse kan çıkacağı için ben oturmuş paşa paşa onu bekliyorum:) Ben yandım, siz yanmayın:)

Tatlı okumalar!
Aslı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder