23 Haziran 2015 Salı

Kuşlar Öterken | Evie Wyld

Tuhaf kitaplara bayılıyorum!

Kuşlar Öterken her ne kadar bahsettiğim tuhaflık kavramına tam olarak girmese de kendi kategorisinde oldukça iddialı bir kitap. Kitabı dün sabah bitirdim; dün sabahtan beri de ne yazacağımı düşünüyorum zira çok uzun zamandır böylesine aklımı karıştıran bir kitap daha okumamıştım. Kitabın kapağını gördüğüm ilk gün romantik, duygusal bir kitap olduğunu sandım ve biraz uzak durmaya karar verdim. Sonra, kitabı hediye eden çevirmeni Arzu Altınanıt uyardı beni; "Kitap gerilim dolu," dedi. "Lan! Tam da benim kalemim olan bir kitabı bir seneye yakın bir süre boyunca romans sanıp rafımda mı beklettim?" diyerek kızdım kendime ve elimdeki kitap biter bitmez Kuşlar Öterken'e başladım.

Kitap bitmiş olmasına rağmen şu anda en büyük derdim şu: Jake'in koyunlarını kim ya da ne öldürüyor? İşte kitabın güzelliği de burada. Kocaman bir koyun çiftliğinde köpeğiyle bir başına yaşayıp koyun kırkan bir kadının hayatından farklı zamanlarda alınmış üç kesiti anlatıyor Kuşlar Öterken. Kadını oraya getiren olayları geçmişten günümüze değil, günümüzden geçmişe doğru giden bir sıralamayla okuyoruz. Aklımızdaki sorular yanıt buluyor mu? Hepsi değil. Ama kitabı da güzel yapan bu zaten. Son zamanlarda giriş, gelişme, sonuç bölümleri olan distopyalar, romanslar, gerilim romanları öne çıkıyor; bu nedenle, çok uzun zamandan beri kesit romanı eksikliğini hissediyordum. Kuşlar Öterken işte tam olarak o eksikliği dolduruyor.

Kocaman bir koyun çiftliğinde köpeğiyle bir başına yaşayıp koyun kırkan bir kadının hikayesi dediğimde kulağa çok sıkıcı gelmedi mi? Kendimden utandım bir anda:) Hayır; kitap kesinlikle sıkıcı bir kitap değil. Aksine, kendisinden beklenmeyecek kadar da sürükleyici ve akıcı bir kitap. Hele son 100 sayfayı nasıl okudum bir ben, bir de İzmir Metrosu'ndakiler bilir. Gerile gerile, merak ede ede dört beş gün içinde okuduğum Kuşlar Öterken'i şayet zamanım olsaydı bir günde oturup bitirirdim. İşte; tam olarak bu noktada kitapla ilgili ilk uyarım geliyor. İlk elli altmış sayfada kitabın tam olarak ne anlattığını anlamakta zorlandım. Üç farklı zaman dilimi arasındaki geçişler o kadar sertti ki hangisi önce, hangisi sonra çözmeye uğraşırken henüz yeni yeni tanıdığım kitap karakterleri iyice aklımın karışmasına neden oldu. Dolayısıyla, kitaba başladığınız anda bir iki saatiniz olsun; ilk elli sayfayı bitirmeden kitabı elinizden bırakmayın. Unutmamanız gereken detayların arasına zaman girince kitaptan kopmanıza neden olabilir. Sonrasında aynı sıkıntıyı yaşamayacaksınız. Ancak ilk elli sayfa önemli. :)

Kitabın çevirisine gelince... Arzu Altınanıt gerçekten çok iyi bir iş başarmış. Özellikle bu kitapta kullandığı devrik cümle yapısının kitabın edebi havasına son derece uygun olduğunu düşünüyorum. Kesinlikle gerilimi artırıyor ancak devrik cümlelerden hoşlanmayanları da baştan uyarmalıyım. Hatta, kendisinin kuş fobisi olduğunu ve kitabı çevirirken çevirmesi gereken kuş seslerini duyabilmek için saatlerce kuş belgeselleri seyretmek zorunda kaldığını da söylemeliyim. Özveri böyle bir şey:) 

Çevirinin güzelliğine rağmen edisyonunda sıkıntılar mevcut. Bir yere kelime eklenir ya da çıkarılırken cümlenin içinde unutulan diğer kelimeler, silinmesi gereken ama silinmeyen sözcükler, ara ara imla hataları ve her "ama" bağlacından önce koyulan virgül... Bahsettiğim ilk üç sorun, her tür okuyucuyu rahatsız edecek türden ancak sonuncusu yüzünden duyduğum rahatsızlığın mesleki deformasyondan kaynaklandığını söylemeliyim. Her tür dilbilgisi kılavuzunu karıştırdım; sonuç olarak, "ama" bağlacından önce virgül gelmez; bağlacın kendisi, virgülün vermesi beklenen esi verir. Dolayısıyla, her ama-öncesi-virgülle karşılaştığımda biri koluma iğne batırıyormuş gibi hissettim. Dilerdim ki böylesine farklı bir kitabın edisyon süreci de özenli olsun. Neyse. Azıcık daha yazarsam hiç duramayacak gibiyim.


Velhasılkelam.
Ay lav tuhaf kitaplar!

İyi okumalar.
Aslı.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder