16 Şubat 2015 Pazartesi

Clive Cussler | Girdap

Clive Cussler'a normal şartlarda bayılırım. Ne zaman akıcı, sürükleyici ve bir yandan da bilgilendirici bir hikayeye ihtiyaç duysam Clive Cussler romanlarından birini alırım elime. Bundan üç gün kadar önce yine benzer bir hisle Girdap'a gitti elim. Dirk Pitt serisinin ilk kitabıymış, Goodreads'te yere göğe sığdıramamışlar, vs. Aldım kitabımı, kuruldum köşeme, başladım okumaya. Bir sayfa oldu, iki sayfa oldu, baktım olmuyor. "Herhalde kafamı toparlayıp kendimi veremedim," diye düşündüm. Devam etmeye zorladım kendimi; ta ki 16. sayfaya kadar. 

"... senelerce dalgalar üzerinden tahta ile kıyıya kayma sporu yaptığından ..."

O anda aklımdan geçen tek şey, "Lan! N'oluyor!" oldu. Nitekim olan olmuş. Hayatımda böylesine kötü bir çeviri, böylesine kötü bir editör çalışması daha görmedim. Cümlelerin başı sonu ayrı oynuyor, kelime seçimleri aklınızı kaybetmenize neden olur, imla hatası desen çölde kum tanesi gibi. Zaten cümlelerin 1/3'ünü hiç anlamadım. Betimlemeleri zihnimde canlandırmak bir yana, anlamakta bile zorlandım. Gelin görün ki tüm bunlara rağmen kitabı bitirdim. Sadece Clive Cussler'a duyduğum saygıdan ve Dirk Pitt'in kitaplar arasında geçirdiği değişimi görmek için.

Çok acayip kelimeler vardı. Çevirmen Hasan Karabulut, "yüzdeki ifadeden" bahsederken "anlatı" deyip durmuş. "I need you," ise "Sana gereksinmem var." diye çevrilmiş. Kitabın ilk baskısı 1983 yılında yapılmış, benim elimdeki 1999 baskısı ama merak ediyorum. Acaba 1983 yılında özel isimlere ek getirirken apostrof kullanmıyor muyduk? İnsan isimleri haricinde apostrof hak getire çünkü...

~~

Amerikan Donanması'nın en modern denizaltılarından biri Pasifik Girdabı denilen yerde kaybolunca Dirk Pitt, denizaltıyı aramaya koyuluyor. Ve bu sırada Hawai yerlilerinin efsanelerine dek uzanan gizemli ve sürükleyici bir hikayeye dalıyor.

Yani... Sanırım.

Hızlı okumamdan elde ettiğim sonuç bu.

~~

Okuyuculardan çevirmene dikkat etmelerini, bloggerlardan kitabın orijinal ismine kadar yer verirken çevirmenden de iki kelam etmelerini istememin nedeni buydu. Çeviri kusursuz olunca "Ah, yazarın dili de ne kusursuz, ne harika," oluyor ama yazar durağan bir dil kullanmışsa "Acaba çeviriden kaynaklanıyor olabilir mi ya?" diye soruluyor. O dil yazarın dili değil, canım kardeşim. Eğer çeviri kötüyse tek bir kelimesini bile anlamazsınız o ayıla bayıla okuduğunuz kitapların. Ne korkunç yazarlar var üç kelimeyi yan yana getiremeyen. Onları da sırf çevirileri iyi olduğu için okuyabiliyorsunuz.

Ama hani çoğu kişiye göre çevirmenin önemi yok ya... Gözünüzü seveyim. Biriniz bana çevirmenin burada ne dediğini açıklasın.

"Sol gözünün üzerindeki bir yarıktan akan kan pıhtılaşıp kalmış, gözünü yarı yarıya kapalı tutacak biçimde yapıştırılmıştı. Bu da gözünde karşı koyma ateşiyle yanan korkunç derecede kötü bir görünüm oluşturmuştu."

~~

Clive Cussler'a haksızlık ettiğimi biliyorum. Ama kitaba Goodreads'te iki yıldız verdim. Tek dileğim, şayet 1999 yılından sonra da baskı yaptılarsa Altın Kitaplar'ın durumu fark edip hatalarını düzeltmiş olmaları.

İyi okumalar,
Aslı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder