26 Aralık 2014 Cuma

Rick Riordan | Titan'ın Laneti

Siz bu aralar ne yapıyorsunuz bilmiyorum ama ben ya çeviri yapıyorum ya da Percy Jackson ve Olimposlular serisine devam ediyorum. Daha önce de bahsetmiştim; ölümlerle ve sorunlarla dolu zor bir dönemden geçiyorum. Aklıma ise her zamanki gibi kitaplar mukayyet oluyor.

Şimşek Hırsızı çok keyifli bir kitaptı; Şimşek Hırsızı'nda antik Yunan mitolojisine aşina oluyor, Percy'yi tanıyorduk. Canavarlar Denizi ise Percy'nin maceralarına adım adım dahil olduğumuz kitaptı. Sanki bir Herkül ya da Zeyna bölümünü izler gibi okumuştum kitabı. Canavarlar Denizi sayesinde Poseidon ve Hermes'le daha yakından tanışmıştım. Titan'ın Laneti'nde ise tanrıların babalarıyla, Titanlarla tanıştım. Ah... Artemis ve Apollon'u da unutmamak lazım... Titan'ın Laneti de tıpkı daha önce Canavarlar Denizi için söylediğim gibi bir Herkül bölümüne benziyor. Ana karakterin önemli bir görevi olduğunu biliyorsunuz ama aynı anda başka görevler de almak zorunda kalıyor. Bu küçük görevler de serinin ikinci, üçüncü ve dördüncü kitaplarına dönüşmüş gibi görünüyor.

Titan'ın Laneti'nde Kronos gittikçe güçleniyor. Sanki bu yetmezmiş gibi bir de diğer titanlar uyanmaya başlıyor. Korkunç bir planın hazırlığındalar; insanları, tanrıları, melezlerin birbirine karşı duyduğu sevgiyi koz olarak kullanıp dünyanın sonunu getirmeye hazırlanıyorlar. Ve artık, tanrılar da melezlerin yanında savaşıyor.

Bu seriyle ilgili en çok neyi seviyorum biliyor musunuz?

Kitaplarda geçen mitolojik isimlerin neredeyse tümünü biliyorum. Hepsine dair bir zamanlar bir şeyler okumuşum. Hatta kütüphanemde Yunan mitolojisine dair ansiklopedik kitaplar bile var. Ama bu seriyi okuyana kadar aslında Yunan mitolojisini asla sindirmemiş olduğumu fark ettim. Olayları tek tek okumuş ancak aralarındaki bağlantıyı bir türlü kuramamışım. Percy Jackson ve Olimposlular serisi ise kafamdaki binlerce tahtayı sağlam bir iskelet haline getiren çiviler oldu. Titanları biliyordum, gökkubbeyi sırtında taşıyan bir Atlas biliyordum, Artemis'i biliyordum ama bunlar hep ansiklopedik bilgilerdi. Artık benim gözümde hepsinin birer karakteri var. Hepsini sanki gerçekten tanımışım.

Bir şey daha eklemeliyim. Bu serinin keskin virajlarını çok seviyorum. Percy'nin bilmediği ve kitabın belki son sayfalarında öğrenip şok olduğu şeyi yazar bizden de saklıyor. Anlayacağınız, Percy kadar afallıyoruz bazı isimleri veya olayları öğrendiğimizde.

Serinin çevirmeni Yiğit Kadir Us'u bir kere daha tebrik ediyorum. İlk iki kitapta çevirmenin adını karınca puntosuyla iç sayfaya yazan ve bu yüzden eleştirdiğim Doğan Egmont'un serinin diğer kitaplarında en azından fontu büyüterek çevirmenin adını bize okutmasını takdir ediyorum. Yine de çevirmenin daha çok saygıyı hak ettiğine inanıyorum ama bu başka bir yazının konusu:)

Zeus gelip de kafama bir şimşek fırlatmadan önce çevirime dönsem iyi olacak,
Sevgiler,
Aslı

Not: Yandaki görseli Google'dan buldum. Hem kitaba çok yakıştığını düşündüğüm, hem de görseli çok beğendiğim için sizlerle paylaşmadan duramadım.
Öpücükler.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder