4 Aralık 2014 Perşembe

Deborah Harkness | Cadıların Keşfi

Cadıların Keşfi'ni ilk olarak Goodreads'te görmüş ve Türkçe'ye çevrildiğini duyunca mutluluktan bayılmıştım. Üzerine bir de Kitapyurdu.com'dan 25 TL'lik hediye çeki kazanınca sepetime attığım ilk kitap Cadıların Keşfi oldu.

İnsanlarla bir arada yaşayan vampirler, cadılar ve iblislerin etrafında dönen kitabı gerçekten sevdim. Kendimi kaybedercesine değil ama yine de sevdim. Sayfalar aktı gitti. Çoğu yerde merak içinde kitabı elimden bırakamadım, ancak bazı yerlerde verilen gereksiz detaylardan ötürü rahatsızlık duymadığımı söylersem yalan söylemiş olurum. Yazarın ayrıntıları üzerinde iyice düşünülmüş bir dünya yaratmaya çalışırken yer yer gereksiz detaylar arasında kaybolduğunu düşündürdü bu durum bana. Matthew'un şarap sevdiğini, iki üç sayfada da anlayabilirdik hani:) Her ülkenin, farklı bağlarından gelen şarapların aromaları ve kokuları konusunda en az yirmi sayfa okumamıza gerek olmayabilirdi. Nora Roberts'ın Villa'sından sonra şarap kelimesiyle en sık karşılaştığım kitaptı.

Gereksiz gördüğüm detaylar dışında, az önce de söylediğim gibi, heyecanla okuduğum bir kitap oldu Cadıların Keşfi. Kitabın adı biraz ağır duruyor, sanki cadıların ortaya çıkışını okuyacağımız bir kitap algısı yaratabiliyor. Ancak kitap aslında entelektüel düzeyi biraz daha yüksek bir vampir & cadı aşkı hikayesinden ibaret. Karakterlerin lise öğrencisi değil de bilim insanı olmaları, kitabı okunabilir kılıyor; Darwin'den Einstein'a, Machiavelli'den Hitler'e birçok tarihi karakter ile tanışıyoruz Matthew sayesinde. Diana ise bizi alıp simyanın derinliklerine ve mitolojinin gizemine taşıyor. Türlere ve türlerin kökenine dair el yazmalarına, kitaplara dokunuyoruz. Özellikle bu kısımlar gerçekten çok keyifli! Bu arada kitap aslında bir serinin ilk kitabı; yani 670 sayfa okuyorsunuz ama hikayenin sonunu getiremiyorsunuz:) En kısa zamanda serinin ikinci kitabını sipariş etmeniz gerekiyor.

Kitabın çevirisinin kalitesi güzel. Harikalar yaratılmamış ancak okunaklı ve akıcı bir dil olmuş. Sadece simya ile ilgili pasajlarda Berna Kılınçer savrulduğunu düşünüyorum. Tabii bundan emin olabilmem için orijinal metni görmem gerekir zira temelinde, yazar da savrulmuş olabilir. Bu kitabın bazı kısımları, çevirinin ne denli zor bir iş olduğunu bir kere daha gösteriyor. İngilizce'de "Cheshire Cat" gibi gülmek diye bir deyim vardır; tam Türkçe'si "pişmiş kelle gibi sırıtmak" iken kitabın bir yerlerinde "Cheshire kedisi gibi gülmek" şeklinde çevrildiğini görünce, "Aman tanrım! Ne yapmış!" dedim. Bir sonraki cümle, "Vampir, kedi lafını duyunca..." diye başlıyordu. Çevirmeni bu kadar çabuk yargıladığım için kendime kızdım sonra. Bir sonraki cümlede kedi kelimesine referans verildiği için Cheshire Cat ifadesini pişmiş kelle olarak çevirememiş; çok da doğru bir iş yapmış. Diğer yandan, bir kitap çevirmeni olarak hızla verdiğim tepkiden utandım.

İyisiyle kötüsüyle sevdim Cadıların Keşfi'ni. Ve en kısa zamanda (ki bu çok yakın bir tarih gibi görünmüyor, çünkü yoğunluktan ölüyorum) serinin ikinci kitabını da sipariş edeceğim!

Öpücükler!

Not: Bugün benim doğumgünüm! İlk kitabımın, Ocak ayında yayınevlerine ulaşacağının bilgisini aldım, ikinci kitabımı dün gece teslim ettim, bugün itibariyle üçüncü kitabıma giriyorum. Yaşasın 4 Aralık! Yaşasın doğmak!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder