4 Temmuz 2014 Cuma

Osman Aysu | Çıkış Yok

Osman Aysu'yu şimdiye kadar hiç okumamıştım. Methini duyuyordum, hatta Çıkış Yok'u alınacaklar listeme eklemiştim. Zira, böylesine çok polisiye okurken "Türk Polisiyesinin Şahı" olarak adlandırılan bir yazarı okumamış olmak eşeklik olacaktı. Diğer yandan, keşke eşek olsaymışım.

Çıkış Yok'u İzmir Kitap Fuarı'nda gördüğümde hiç düşünmeden aldım. Hem indirimdeydi hem de çok başarılı bir kapak tasarımı vardı... Genellikle Türk yazarların kitaplarında böyle başarılı tasarımlar görmediğimden kitabın içinin de en az dışı kadar güzel olabileceğini düşünüp kitabın üzerine atlamıştım. Çıkış Yok sayesinde, bundan sonra bir yere balıklama atlamadan önce bir boy vermem gerektiğini öğrendim.

1. Kitap baştan sona imla hatasıyla doluydu. On bağlaçtan belki ancak ikisi doğru yazılmıştı. Soru eklerinin ayrılması, doğru bağlaç kullanımları, noktalamalar hak getire... Onca imla hatasına rağmen kitabı fırlatıp atmamış olmamı, kitap bitirme takıntıma bağlayacağım seviyede korkunçtu.

2. Daha da korkuncu; yazar, bir yerde kitabın baş karakterlerinden biri olan Mustafa'nın adını unutuyor ve tam beş sayfa boyunca bizim Mustafa Ağa'ya, Hüseyin diyor. Haydi, editör çok korkunçtu ya da kitabın editörü bile yoktu diyelim, bunca kitabı olan, böylesine tanınmış bir yazar böyle bir hatayı nasıl yapar? İnsan kendi karakterinin adını nasıl karıştırır? O karakterlerin yazarın çocuğu gibi olduğunu düşünerek hata mı yapıyorduk bunca zaman?

3. Osman Aysu, kitabın içinde Arapça, Farsça ve Osmanlıca kökenli çok sayıda kelime kullanıyor. Bunu başlarda dile sahip çıkmak sandıysam da sonradan gördüm ki "Bilmem ne-i bilmem ne ettiniz" gibi bir cümlenin ardından "Sinan'ın da bakanlıktaki forsu çoktu" diyor. Fors. Fors!? Bir karakter, bir cümlede "bilmem ne-i beşcerat-i haydebre-i" ederken bir sonraki cümlede "telefonun reseptörünü" elinden bırakıyor. Evet, alıcısını değil. Reseptörünü. Baştan aşağı tutarsızlık.

4. Çıkış Yok kesinlikle bir polisiye değil. Kitabın o güzelim adını ve kapağını kaldırıp, kapağa bir köşk yerleştirirsek, adını da "Kızıl Konak" filan yaparsak mis gibi bir ağalık kitabımız, ardından mis gibi de bir ağa dizimiz olur. Öteki yandan reytinglerinin Asmalı Konak'ın yüzde birini tutturabileceğine bile inanmıyorum. Kızıl saçlı, yeşil gözlü güzel bir kız, zengin ve ona aşık ağa, kıza ışık hızından daha hızlı bir şekilde aşık olan zengin, yakışıklı iş adamı. Bu kadar.

5. Kitap öyle saçma sapan bir şekilde, öyle ani bitti ki... Osman Aysu'nun eski kitaplarına bayılan bir arkadaşım dahi inanamadı sonuna. Sanki Osman Aysu durmuş da "Tamaaam, 370 sayfa oldu, hemen kitabı bitireyim!" demiş gibi. 

Çok büyük konuşmayayım ama bir daha Osman Aysu okumam, Ephesus Yayınevi'nin kitaplarını alacak olursam en az 10, 15 sayfasında noktasal kontrol yapar imlanın durumuna bakarım. Aksi takdirde, ikisinden de uzak durmak boynumun borcu.

Öpücükler,
Aslı

Not: Eleştirilerimin sert olduğunu düşünen herkese kitabı okumalarını tavsiye ediyorum, sonrasında görüşürüz:)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder