22 Temmuz 2014 Salı

Murat Menteş | Ruhi Mücerret

Geçtiğimiz hafta kendime nur topu gibi bir Yeraltı Edebiyatı kombosu yaptım. Önce Murat Menteş, ardından Alper Canıgüz derken üzerimden kamyon geçtiği sanılabilecek hale geldim. Ruhi Mücerret ilk Murat Menteş'imdi; ve kesinlikle sonuncusu olmayacak! Hatta, ilk Murat Menteş'imi bu kadar geç okumuş olmaktan utanarak devam edeceğim kitaplarına...

"Benim yaşımda aşk, kimin kollarında öleceğine karar vermektir. Aslında her yaşta öyledir."

Bu kitaba başlamadan önce tek bir yorum okumadım ve hatta, arka kapak yazısına bile göz gezdirmedim. Zaten, böylesine sürpriz dolu kitapların spoiler olmaksızın, "Yok artık!" nidaları atıla atıla okunması gerektiğine inanıyorum. Bu nedenle kitabın konusuna dair sadece şunları söyleyeceğim; Kurtuluş Savaşı'nın son gazisi Ruhi Mücerret 100 yaşındadır, tüm sevdiklerini gömmüştür, 90 yaşındaki gençler öldükçe kendisini suçlu hissetmektedir sanki ölme sırası ondaymış da bir türlü ölemiyormuş gibi... Bir de her şeyini kaybetmiş bir Civan Kazanova var. Yaşamak için sadece nefes alırken, aslında kaybettiklerinden çok daha fazlasını kazanan... Ve son olarak, şeytani Masum Cici var, insanların kaybetmekten en çok korktukları şeyi, zihinlerini çalan... Anlayacağınız bu kitapta her şey var! Kara mizahın içinde harmanlanmış yaşam, ölüm, iyiler, kötüler, aşk, nefret, bıkmışlık, hayata tutunma, teslim olma, savaşma... Tabii, karakterler bu denli derin olunca kitap, yüzlerce alıntının bir araya getirildiği bir albüme dönüşmüş. Ömrümde ilk defa, bir kitaptaki cümlelerin altını çizdim çünkü mideme yumruk yemişim gibi hissetmeme neden olan cümleleri işaretlemek için yeterli renkli kağıdım yoktu, hiç kimsenin de o kadar çok kağıda sahip olduğuna inanmıyorum:)

 "Birini öldürmek ve yaşatmak için aynı aletler kullanılıyordu."

Kitaba dair eleştireceğim tek bir nokta yok ancak okumaya başlamadan önce bilmeniz gereken bir şey var; malum, Ruhi Mücerret 100 yaşında, dolayısıyla Ruhi Mücerret'in ağzından okuduğumuz kısımlar çok sayıda eski Türkçe sözcük içeriyor. Eski Türkçe'ye dair hiçbir bilginiz yoksa biraz zorlanmanız olası ancak, benim gibi, anne & baba yerine babaanne & büyükbaba elinde büyüdüyseniz hiç sorun yaşamayacaksınız. Diğer yandan, Ruhi Mücerret, hasarlı ruhların okuması gereken bir kitap; sağlıklıların değil. Sağlıklı bir ruhunuz varsa, benim ayılıp bayıldığım bu kitabı "saçma" bulma ihtimaliniz çok yüksek. Ruhunuz yeterince hasarlıysa, bazı satırlar yüzünden yeterli miktarda küfredip kendinizi camdan atmanın başınıza gelebilecek en güzel şey olduğuna inanmaya başlayabilirsiniz.

"Kalbin ya paramparça kırılmak ya da taş gibi katılaşmak zorunda kaldığı bu dünyayı terk ediyorum."

Biraz da Murat Menteş'ten, Murat Menteş'in tarzından bahsedeyim mi? Chuck Palahniuk ile Douglas Adams'ı birbiriyle yeterince harmanlayıp biraz Yeşilçam, biraz da Hollywood eklersek ve karışımı, bilim kurgu kabında bir gün boyunca dolapta bekletirsek Murat Menteş olur. Net!

"Kıyametin büyük kısmı koptu zaten."

"Annem beni çok sıkıştırıyor", "Erkek arkadaşım çok kıskanç", "Amele yanığı oldum", "Sarma da mantı da yap yap bitmez, tabakta hemencicik bitiverir" gibi dertleriniz varsa Ruhi Mücerret'i lütfen okumayın. Hasarlıysanız, lütfen bu yaz bitmeden Ruhi Mücerret bitmiş olsun:) Çünkü sırada, hayatı bizim gibi tuhaf insanlara dar edecek çok fazla kitap var!

Sevgiler,
Aslı

“Hayat nasıl gidiyor?” 
“Yaşayan birine sor.” 
“Dün görüşemedik, nerelerdeydiniz?” 
“30 sene evvel bana ‘3 ay ömrünüz kaldı’ diyen doktorun cena­ze merasimindeydim.” 
“Toprağı bol olsun.”

Ruhi Bey’le Haydarpaşa rıhtımındaki çay bahçesinde oturu­yorduk. Mendirekte sıralanmış martı komitesi, İskandinav aksanıyla ciyaklıyordu. Meczup karabataklar, su balesi takımı gibi denizin naylonumsu karanlığına dalıp çıkıyorlardı. 
“Kafi, Ruhi Bey, şeker çoktan eridi, için artık.”
          “Yapabildiğim tek spor bu: Çay karıştırmak.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder