5 Haziran 2014 Perşembe

Norm Applegate | Sadist

Uzun zamandır tüm kitapçıların raflarında gördüğüm ve satıcıların ısrarlarına dayanamayarak satın aldığım bir kitaptı Sadist...

Almaz olaydım! Okumaz olaydım! Zira neredeyse okumaktan soğuyordum!


Sadist, polisiye gerilim türünün bir örneği olması hedeflenmiş ancak sonsuza dek on bin sayfalık bir kitabın 400 sayfalık bir özeti olarak kalacak olan, öylesine "dan diye" bir kitap ki! Sayfalar arasında gidip gelirken sürekli sayfa numaralarını kontrol etme gereği duydum, hani yanlış mı bastılar ya da köpeğim kitabımın sayfalarını mı yedi diyerek. Meğer suçlu ne yayınevi ne de köpeğimmiş; suçlu, yazarın ta kendisiymiş. Yarım bırakılan betimlemeler, hop diye biten, zort diye başlayan cümleler, çevirmenin de hatalarından kaynaklanan özne karışıklıkları, konunun sekizinci sınıf Amerikan filmlerine mümkün olduğunca taş çıkartacak şekilde işlenmiş olması... BDSM disiplinine yaşadığı acı bir olay nedeniyle bağlanan bir katil, öldürücü seks oyuncaklarıyla döşenmiş bir bodrum katı, kaçırılan ve işkence edildikten sonra ölü bulunan striptizciler, polise yardım etmek üzere eyaletin her yerinde tanınan bir Dominatrix'in davaya karışması ve ardından kaçırılması... Ben böyle anlatınca en azından üçüncü sınıf bir Amerikan filmi çıkabilir diye düşünülebilir, sakın öyle düşünmeyin! Temel olarak katilin bu yolu seçmesine neden olan olay bile en fazla üç cümle ile anlatılıyor kitapta. Her cümle köksüz bir ağaç gibi, kafanıza kafanıza devriliveriyor!


Aslında kitabın ana konusu olan BDSM (Kölelik ve Hakimiyet, Sadizm ve Mazoşizm, Hakimiyet ve Teslimiyet) öylesine güçlü bir konu ki! Oysa öylesine derinlemesine incelenebilecek, anlatılabilecek, kimi yerinde baştan çıkartıp kimi yerinde tiksindirebilecek bir konusu var ki! Verin Grange'ın, Chattam'ın, Brown'ın, Koontz'un, King'in eline bakın neler çıkıyor! Böyle büyük bir potansiyel sunan böylesine hassas bir konuyu bu şekilde heba ettiği için hapse filan bile atılabilir Applegate benim gözümde.


Neyse, adamı hapse atamayabiliriz filan da bu kitabı gördüğümüz yerde kaçabiliriz mesela. Hatta pazardaki elmalardan bile uzak durabiliriz. O derece!


Öteki yandan kitap, yazar sanki bu kitabı serileştirecekmiş gibi bitiyor. Kalbimin bu acı ihtimale dayanamamasından korkuyorum.


Korkuyorum... ama kitap boyunca okuyabileceğiniz (onu da kitabın kapağında göreceğiniz) en güzel ve etkileyici cümleyi paylaşmadan da geçemiyorum.


"Ben mi? Ben her kadını nefesi kesilinceye kadar severim."


Bir de... "Yol böyle bir şey dedirtecek kadar" diyor ya kitabın kapağında... Haklılar, kitabın içi boş hikayesinin, cümlelerinin içine daldıkça gerçekten "Yok böyle bir şey" diyorsunuz.




Sevgiler,

Aslı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder