5 Haziran 2014 Perşembe

Nora Roberts | Bataklıkta Gece Yarısı

Ne çarptı bana!?

İlk defa Nora Roberts okudum. Daha da okurum. Kesin okurum! Hatta iş çıkışında kendimi bir Migros'a atacak ve indirimde, 7.5 TL'ye satılan Nora Roberts kitaplarından toplayabildiğim kadarını toplayacağım. Her bunaldığımda bir kitabını açacak ve ara vermeksizin okuyacağım. Durmadan alıntı fotoğrafları paylaşacağım. Aklınızı alacağım! Aklınızı!

Bataklıkta Gece Yarısına gelince...

Perili Köşk + Aşk = Bataklıkta Gece Yarısı.

Bu kadar net. Ne daha azı ne de daha fazlası var. Yağmurlu bir Pazar günü battaniye altında, elinizin altında mırıldayan bir kediyle okumalık bir kitap. Cumartesi akşamı başladığım kitabı koltuğa kıvrılıp ayaklarımın altındaki minik ve siyah bir mırıldanma makinesi eşliğinde Pazar akşamı bitirdim. Perili köşkle ilgili kısımlarda sayfaları nasıl çevirdiğimi bilemedim, ilişkiye dayalı kısımlarda ise daima kendimden ve yaşadıklarımdan bir şeyler buldum. Buldukça daha fazla okudum, heyecanlandıkça geçen saatlerin farkına varamadım.

Bataklıkta Gece Yarısı, "fırtınalı" bir aşk, mistik ve gizemli olaylar ve 1900'lü yıllarından başından kalan bir Malikane etrafında dönen olayları konu alıyor. Geçmişe ve şimdiki zaman dönüşler harikulade. Hatta yazar, bir kişiden diğer kişiye geçerken öyle bir üslup kullanıyor ki savrulup duruyorsunuz. Bir sayfada üç karakteri sanki tek bir karaktermişçesine yaşıyorsunuz. Bu bağlamda çevirmenin rolü de çok büyük; kitap, küçük imla hataları haricinde çok başarılı bir çeviriye sahip. Zaten su gibi akmaya meyilli olan hikaye, saçma sapan çeviri hatalarıyla da baltalanmayınca mis gibi ilerliyor.

Kitaptaki aşktan ziyade karakterlerin iç konuşmalarından çok etkilendim. Zor bir hayat yaşamış olan her kadının da çok etkileneceğinden eminim. Zor hayat derken... Sevgilisinden 2 saat boyunca mesaj gelmedi diye zırlayan kız çocuklarından, tırnakları kırıldı diye mızıldayan prenseslerden ya da kocasına şoförü gibi davranan hanımlardan bahsetmiyorum. Hayatını kendi çabasıyla kurmuş, ayakta durmaya çalışan ve mümkün mertebe topluma karşı gelen ve dolayısıyla korkularını dışarı sezdirmeden içinde yaşayan kadınlardan bahsediyorum. Güçlü kadınlardan... Bir şey hissederse paramparça olacağını bilen ve bu nedenle durmadan kaçan kadınlardan. Ve her dokunduğunda, dokunduğu adamın canını acıtacağından korkup dokunduğuna pişman olan kadınlardan.
Böyle işte.
Aşklar, korkular, bağışlanmalar.
Aslı
Not: Migros çok güzel; gelsenize!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder