5 Haziran 2014 Perşembe

Jo Nesbo | Nemesis

İstanbul'dan İzmir'e geri döndüm, Soma'ya gittim, Gökyüzü Kütüphanesi projesi ve şahsi işlerim boş olan her anımı tüketti, 24 Saat Açık Kitapçı'yı açtım, eski yazılarımı aktardım ve bir de üzerine haftasonlarında kendimi dağa bayıra atmaya başladım. Sonuç mu? Nemesis gibi bir kitap, kelimenin tam anlamıyla, elimde üç hafta boyunca süründü.

Nemesis, Jo Nesbo'nun okuduğum ve hayat akışım nedeniyle heder ettiğim ilk romanı. Normal şartlar altında en fazla bir hafta gibi bir sürede bitireceğim kitap, koşuşturmacalarım nedeniyle böylesine uzun bir döneme yayılınca ne yazık ki kitaptan aldığım keyif de minimuma indi. Nemesis ağır akışına rağmen aslında sürükleyici bir roman. Hem ağır, hem sürükleyici nasıl oluyor demeyin! Bayağı oluyor! Sayfaları çevirirken kalp atışınız hızlanmıyor ancak o sayfaları çevirmeden de duramıyorsunuz. Buna ek olarak, Nesbo'nun hikayesindeki şimdiye ve "geleceğe" dönüşler kitaba inanılmaz sinematografik bir hava katıyor. Geçenlerde Facebook'taki Jo Nesbo sayfasında Harry Hole karakterinin beyaz perdeye aktarılacağını okumuştum; Nemesis'in son 150 sayfasında bunun nedenini ayan beyan gördüm. Sadece kelimeler bile bende film izliyormuşum hissini yaratabildi. Kurgu oldukça akıllıca hazırlanmış, kimi yerde kelime oyunları o kadar akıllıca kullanılmış ki gerçeklerle betimlemeleri bile birbiriyle karıştırdığımız anlar oluyor.

Çoğunuzun bildiği üzere Jo Nesbo'nun ana karakteri, Harry Hole isminde bir polis. Sarışın, uzun boylu, yakışıklı olmamasına rağmen çekici bir adam. En zorlu davaların üstesinden gelmesi de ne kadar zeki olduğunu vurguluyor zaten. Tam bir "aşık ol da sürün" adamı anlayacağınız. Serinin ilk kitabı olan Nemesis, bir banka soygunuyla başlayıp Hole'un üzerine yıkılmaya çalışılan bir cinayetle devam ediyor. Hole'un özel hayatındaki karmaşa, Hole'dan haz etmeyen diğer dedektifler, Hole'u koruyan babacan polis şefi, çingeneler, alkol, cinayetler, soygunlar, hapishaneler de işin içine karışınca Hole, oldukça büyük bir çığın altında kalıyor.

Kitapta beni rahatsız eden ve kurgudan kopmama neden olan bazı noktalar da yok değildi. Bunlardan bir tanesi, hiç de alışık olmadığımız Norveç dilindeki sokak isimlerinin durmadan oradan buradan çıkması. Genel olarak, cadde isimlerinin gereğinden fazla kullanımının beni kitaptan soğuttuğunu hep söylemişimdir; hatta, Grange'ı en çok eleştirdiğim konulardan biri de budur ancak Fransız ya da İtalyan yazarların çokluğu nedeniyle Fransızca'yı ya da İtalyanca'yı çok yadırgamaz bir hale gelmişim. Aniden karşıma, üçyüzmilyonaltmışdört karakter uzunluğunda, aralarında sesli harf bulundurmayan cadde isimleri çıkınca gidip Grange'ın elini ayağını öpmek istedim. Beni rahatsız eden diğer bir konu, "Polis Şefi" gibi ifadelerin Türkçe'ye çevrilmeyip Norveç dilinde bırakılmış olması. Hani, "Polis Şefi" deseniz ölür müsünüz? İlla, klavyemde kedim yürümüş gibi rastgele basılmış harfleri okumaya çalışmak zorunda mıyım? Okumaya çalışırsam acaba nefesim yeter mi? Boğulur kalırsam bunun hesabını kim verecek? :)

Norveç diliyle ilgili sorunlar, aslında henüz Norveç kültürüne alışmamış olmamdan kaynaklanıyor. Eminim ki bir sonraki Jo Nesbo kitabında, o adını bir türlü telaffuz edemediğimiz yanardağ adına benzer kelimeler beni daha az rahatsız edecek. Yine de temel ifadelerin Norveççe bırakılmasına karşıyım. İsyankarım.

Hazır dilden bahsetmişken... Kitapta öyle güzel cümleler var ki! Bu nedenle, kitabımın her on sayfasında bir kitaptan dışarı renkli bir kağıt çıkıyor. Hole'un karamsar havası ve kurduğu cümleler, kimi yerde gerçekten duvara çarpmışsınız gibi hissetmenize neden oluyor. Ve hatta bir tanesi, bana kitabın bütün meramını özetliyor;

"İnsanın ölmesi, başına gelebilecek en kötü şey değildir. en kötüsü, yaşama sebebini yitirmektir."

Banka soygunları, çingeneler, ihanetler,
Aslı


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder