5 Haziran 2014 Perşembe

Jean Christophe Grange | Koloni


Onlar çocuktular...

En mükemmel elmasların saflığındaydılar...
Ne en ufak bir lekeleri 
Ne de en ufak bir kusurları vardı...
Ve ne de en ufak bir günahları...
Ama onların saflığı
Kötülüğün saflığıydı...

Koloni, Grange'ın Leyleklerin Uçuşu, Taş Meclisi, Kızıl Nehirler, Kurtlar İmparatorluğu ve Siyah Kan'ın ardından çıkardığı son kitabı. Yine Grange tadında ve yine olay örgüsü içinde kendinizi, ağrıyan kolunuzu, bacağınızı unutuyor, dışarıdan gelen gürültüyü duymaz oluyorsunuz.



Bir Lionel Kasdan'ımız var. Ermeni. Emekli cinayet masası dedektifi. Yaşlanmış. Ama yaşlılığı kabul etmiyor, kabul etmek istemiyor. Ve tam her şeyi bırakmak, kendini unutmak, hayatı koyvermek üzereyken kilisesinde bir cinayet işleniyor. Hayattan düşmek üzereyken bu cinayete sarılıyor, çünkü yaşamına devam etmek için bu cinayete ihtiyacı var. Bir amaca ihtiyacı var.


Bir de Cedric Volokine'imiz var. İnanılmaz yetenekli bir polis. Taş. Gencecik yaşta kazanmadığı ödül, madalya, vs kalmamış. Ama. Uyuşturucu bağımlısı. Uyuşturucuyu bırakmaya çalışıyor. Ama tuvaletin üzerine eğilmiş kusarak krizlerle savaşırken kendini yapayalnız hissediyor. O sırada bir faks alıyor. Kilise cinayeti... Onun da bu cinayete ihtiyacı var, cinayetin de ona, çünkü cinayet mahallinde bulunan tek iz çok sayıda çocuğa ait ayakkabı izleri. 

Aynı cinayeti (ve aynı zamanda birbirlerini) soruşturmakta olan bu iki polisin yolları bir şekilde kesişiyor. Araştırmalarına beraber devam etmeye başlıyorlar ki tam ateş ve barut durumu. Sayfalar arasında oradan oraya savruluyoruz. Özellikle bazı sayfaları nefesimi tutarak okuduğumu itiraf etmeliyim. Olay kurgusu, her köşede açılmayı bekleyen bir kutu gibi. Kutu açtığınız an suratınıza bişeyler fırlatılıyor. Olaylar, nazilere ve işkencecilere kadar gidiyor. 

Grange'nin tarzına gelince... Kimi zaman kimi ülkelerdeki popülerliğini kaybetmemek adına sadece söz konusu ülkelerde geçen kitaplar ya da olay örgüleri hazırladığına daha önce şahit olmuştuk (Bkz. Kurtlar İmparatorluğu ve Türkler). Aynı çizgiyi bu kitapta da sürdürüyor ancak bu defa Ermeni'leri konu ediniyor. Yalnız, şunu açıkça söylemekte fayda görüyorum ki soykırım meselesine hiç bulaşmamış, bir cümlede hafif bir bahis var ama suçlayıcı nitelik taşımıyor lakin Kasdan'ın Ermeni olduğu her fırsatta gözümüze sokuluyor. Bazı noktalarda yeter yahu, anladık, adam Ermeni! şeklinde söylenmedim değil.

Betimlemelerini çok beğendiğim Grange'yı sadece tek bir konuda eleştirebileceğim. O da adresleri, sokak isimlerini, hangi sokağın hangi caddeyi kestiğini, ordan 50m gidip de sola dönünce hangi sokakla karşılaşacağımızı tek tek anlatıyor olması. Malum, Fransızca çok bilinen bir dil değil, böyle teferruatlı Fransızca kelimeler kullanılınca kelimelerin akıcılığı bir anda kesiliyor. Diğer bir yandan, olay örgüsü ile kıyaslandığında devede kulak kalıyor.

Aslı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder