5 Haziran 2014 Perşembe

James Patterson | Double Cross


Ve çok uzun zamandır bu kadar kaliteli bir polisiye okumamıştım!


Double Cross, çok sevdiğim bir arkadaşımın "Amalth! Arkasını okuyunca tam bir Criminal Minds bölümü dedim ve sana almadan edemedim!" diyerek bana hediye ettiği bir kitap. Nitekim, hikayenin gücü, kitabı elimden bırakamamam ve buna bağlı olarak yığılan işlerim nedeniyle kendisine sevgilerimi sunduktan sonra rutin aralıklarla küfür de ettim!

James Patterson inanılmaz bir yazar lakin ve ne yazık ki Türkiye piyasasında türünün tutkunları haricinde pek bilinmiyor. Bunun başlıca nedeni adamın bir kitap üretim fabrikası olmasına rağmen -son otuz altı yılda seksen sekiz kitap yazmış ve önümüzdeki beş yıl için on bir kitaplık bir anlaşması bulunuyor- çok az sayıda kitabının Türkçe'ye çevrilmiş olması ki kitabı kolaylıkla bulabilmeniz için Türkçesini arama çabalarım sırasında Double Cross'un da Türkçe'sini bulabilmiş değilim. Bunun da çevrilmemiş olması çok muhtemel.

Patterson'un kitaplarının çoğu sayabildiğim kadarıyla en az on yedi kitabının baş kahramanı olan Alex Cross etrafında dönüyor. Cross, psikoloji eğitimi almış bir dedektif; aynı zamanda FBI ve MPD (Metro Police Department) arasında iletişim görevlisi olarak çalışıyor. Adam zeki, adam karizmatik, adam yakışıklı, adam cesur, adam esprili. Kitabı okurken çok defa iç geçirmedim değil! O derece!

Benim rastladığım kadarıyla baş karakter olarak Alex'ciğimin kullanıldığı kitaplar birinci tekil kişi ağzından yazılmış. Diğer bir deyişle, doğrudan Alex'i dinliyorsunuz dolayısıyla adamın esprileri sizi gerçekten güldürürken yaşadığı gerilim ise gerim gerim geriyor. Hikaye gerçekten çok başarılı, akıl dolu, heyecan dolu. Zaten kısa kısa bölümlerden oluşan kitabın sayfalarını nasıl çevirdiğimi bilemedim. "Bir bölüm daha okuyayım, sonra uyurum." cümlesini kaç defa kurduğumu hatırlamıyorum bile!

Alex Cross kitapları birbirini takip eden kitaplar ancak istediğiniz kitaptan da başlayabilirsiniz zira yazar, bir önceki kitapta tanıştırdığı karakteri yeniden sizinle tanıştırıyor. Bunu öyle bir üslupla yapıyor ki bir önceki kitabı okuyan okur, "Yahu, tanıyoruz işte adamı, ne o öyle on defa bahsediyorsun." demeyi aklından bile geçiremiyor. Buna ek olarak, daha önceki kitaplarda işlenen vakalara atıflarda bulunuyor ama bunu "Ya, hani bizim Ali vardı ya, liseden! Şu gözlüklü olan!" demek kadar basit bir şekilde yapıyor. Dolayısıyla, önceki kitapları okumanızı engelleyecek ya da hevesinizi kıracak herhangi bir faktör bulunmuyor.

Alex Cross, şu ana kadar karşılaştığı en şeytani katillerden ikisiyle yüzleşmek için MPD'ye dönmek zorunda kalıyor.

Alex Cross, tam da hayatı düzene girerken ölümcül bir oyunun içine çekiliyor. Bir yanda, insanların içine korku salan, Washington'da halka açık yerlerde ve halkın karşısında pervasızca insanları öldüren, cinayetleri bir performansmışçasına sergileyen, ilgiye aç bir katil... Diğer yanda, bir zamanlar Alex'in en iyi arkadaşı olan fakat daha sonra bir psikopat olduğu anlaşılan Kyle Craig... İkisinin de istediği, Alex'i yok etmek.

İkisinin de istediği, Alex'in zekasını alt etmek.

Ve inanılmaz bir koşuşturmaca başlıyor.

Double Cross'u muhakkak okuyun. Gerçekten henüz çevrilmemiş ise yayınevlerini e-posta bombasına tutun, "Çevirmezseniz,..." şeklinde başlayan tehditlere başvurun, gerekiyorsa kafa göz kırın.

Patterson'u muhakkak okuyun. Şu an elimde bir başka kitabı var. Henüz üçüncü sayfasına geldiğimde "Allah da belanı versin! Tam da uykumu düzene sokuyordum!" diye söylenmeye başladım. O derece.

Yousef Quasim had been a captain for twelve years with the Mukhabarat under Saddam. He had a sixth sense about such things, anything to do with the illusion of security. Quasim could see what the Americans could not - that their love of technology made them complacent and blind to danger. His best way into the Riverwalk was also the easiest.

Garbage was the answer. Quasim knew it was carried out every Monday, Wednesday and Friday afternoon, without fail. American efficiency, so valued here, was another of the luxury building's vulnerabilities.

Efficiency was predictability.
Predictability was weakness.

Öpücükler!
Aslı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder